
Kol Kırılır…
Ağustos 23, 2009Ülkemiz kültürü dahilinde büyümemiş, bu toprakların “bakış” ve “düşünüş” metodundan nasibini almamış pek sevgili “yabancı” arkadaşlar, çok olağan olarak bize garip gelen tutumlarda bulunuyorlar. Bu “garip” tavırların kimisi bize göre güzel, kimisi değil. Yabancıların, “davranış alışkanlıkları” açısından bakıldığında, öyle bazı tavırlar var ki insanı kendi ülkesine doğru baktırıp “import” mekanizması arattırıyor.
Aslında işi anadolu-avrupa ayrımına taşıyıp, bizim “avrupa yakası”nın aslında ne kadar da avrupa yakası olmaktan ziyade kekliği taklit ederken kendi yürüyüşünü şaşıran melez karga olduğundan dem vuracaktım ama yorgunum, onu başka bir yazıda ele alırım.
“Kol kırılır yen içinde kalır” der anadolu insanı. Bu böyledir. Aile içerisinde dönenler gizlidir. İnsanlar uysal koyun olmadıkları fakat uysal olmadıklarını reklamlamadıkları bir dozda yaşarlar. Bunun ismi “aile”dir. Kendine özeldir.
Avrupa’nın beğenmediğimiz gavuru, aile kavramını işine de taşır, adına “takım” der. Bunu iyi yönetir. Biz bireyselliği modernlik zannedip, anadolu’dan uzaklaştıkça hoşumuza giden tekillik hali ile sarhoş durumda iken aslında modernliğe değil, bir nevi “katır”lığa yöneliriz. Sonuçta ortaya, sonu gelmeyecek kayıkçı kavgaları, birbirine eleştiri ötesinde laf atan ama aynı gazeteden ekmek yiyen yazarlar, fiziksel olarak gerçekten bir takım dahilinde bulunup iki kuruş para uğruna birbirinin altını oymaya çalışan futbolcular çıkar. Hem TV kameraları önünde veya başka insanların karşısında, kendi bulunduğu grubun gizlerini ortaya çıkaran, kolunun kırıldığını açıkça gösteren ve hatta başka kolları kırmak için plan yapan bir güruh, kendini modern zannetse de modern değildir.
Bugün F1 Avrupa GP’sini seyrederken gördüm, McLaren takımı ciddi bir hata yaptı. Pit’e gelen Lewis Hamilton’un aracının değişmesi gereken ön sağ ve sol sert lastiklerinin yerine takılacak olan yeniler montaj için hazır değildi. Bu lastikler araç bekliyor iken hazırlandı ve Hamilton 5-6 saniye civarı vakit kaybetti. Hamilton’un kurallar gereği kullanması gereken lastik opsiyon lastiği olsaydı ve genellikle, Valencia için sert lastiklerin seçildiği bir ortamda, opsiyon lastiği (yumuşak hamurlu lastik) seçimini pas geçebilecek/unutabilecek bir pit ekibi yine de biraz olsun hoş görülebilirdi ancak adamlar düpedüz sert lastiği getirmeyi geciktirdi. Ortada Hamilton’un habersizce pite girdiğini gösteren bir ibare de yoktu zira pit ekibi, lastikler hariç ve 30 küsür kiloluk benzin pompası dahil, yerli yerinde idi. Bu pit stop esnasında yaşanan zaman kaybı sonrası, yani muhtemelen bir veya iki kişinin işini yanlış yapması sonucu oluşan bu zaman kaybı sonrası, Hamilton birincilikten oldu. Bu çok büyük bir hataydı.
Basın toplantısı öncesi TRT stüdyosundan, gayet hızlı bir şekilde, alışık olduğumuz üslupta reaksiyonlar geldi. Yok lastikçiler laflıyormuş, yok ciddiyetsizlikmiş falan. Neyse.
Basın toplantısına özellikle dikkat ettim. Hamilton’un bu konudaki yorumunu merak ediyordum. 1985 doğumlu bu küçük arkadaşın, takımdaki bu ciddi hata karşısında, normalden daha duygusal ve daha az olgun davranıp daha sert tavırlar sergileyeceğini düşündüm. Malum, bizim “melez” yapımız bizi; futbol programlarından, basın dünyasından, bilmemne tv kanalının güzel kızlarla dolu stüdyosundaki spot ışıklarının şekillendirdiği “ego”lardan dolayı, sert ve direkt hata yapan kişiyi hedef alan açıklamalar duymayı bekler hale getirmişti.
Lewis Hamilton’a beklenen soru soruldu, “Ne oldu da orada o problem oldu? Hata neydi? Birinciliği kaybettiniz…?” dendi.
Lewis soruya resmen tokatla karşılık verdi: “We win together, we lose together…”
E ama “takım çalışması, sinerji, motivasyonel uyum” vesaire diye adlandırdığınız, plaza insanlarına dayattığınız ama bir türlü tam olarak uygulayamadığınız, avrupalının çok güzel uyguladığı bu “izolasyon”u biz zaten biliyorduk kuzum… “Kol kırılır yen içinde kalır” diyorduk. Ne diye uzakta arıyorsunuz…