
Fotoğrafçılıkta HDR Tekniği
Aralık 27, 2008Merhaba,
Uzun zamandır beklenen HDR yazımızı artık yazalım madem ;)
Çoğunlukla, fotoğraf çekerken bütün derdimiz; bulunduğumuz ortamı, bulunduğumuz ortamda hissettiklerimizle beraber fotoğraf makinasına aktarabilmektir. Fakat gözümüz, fotoğraf makinasından daha farklı özelliklere sahip olduğundan, gördüğümüz ortamı tam olarak makinaya aktarabilmek, doğru kareyi doğru şekilde görebiliyor olsak bile, çoğu zaman “teknik” olarak mümkün olmaz.
Gördüğümüz kareyi fotoğrafa aktarmak nasıl teknik olarak mümkün olmaz? “Ben bir objenin fotoğrafını çektiğim zaman, makinam tam olarak onun aynısının görüntüsünü üretiyor..” diyebilirsiniz. Evet makinamız herhangi bir objenin görüntüsünü aynen kaydedebilir ama çerçevenin tam olarak tüm detaylarını ve ışık derinliklerini tamamı ile kaydedemeyebilir.
Bu durum hakkında biraz örnek verelim. Sakin bir gece vakti, boğazın kenarında oturuyor ve etrafı izliyor olduğunuzu düşünün. Denize baktığınızda, demirli yatları, karşı kıyıyı ve karşı kıyının tepelerinin ardından yükselen pırıl pırıl ışıklandırılmış gökdelenleri düşünün. Aynen aşağıdaki gibi:
Boğazda oturuyorken karışınızda yukarıdaki gibi bir görüntü olabilir. Ama dikkatlice bakın, bu görüntü sizin oradayken gördüğünüz görüntü değil. Siz yukarıdaki yatı gayet detaylı görüyordunuz değil mi? Fotoğraftaki kadar “karanlık” değildi. Fotoğrafta nispten karanlık çıkmış ve detayları kaybolmuş. Diğer yandan, oturduğunuz yerden çıplak gözle gördüğünüz “gökdelenler” görüntüsü de muhtemelen üstteki gibi değildi. Siz gökdelenlere baktığınız zaman, yapının tüm detaylarını görebiliyor, pencelereleri hatta temizlik vinçlerini seçebiliyor, binanın yüzeyinden yansıyan ışıklandırmaları tüm detaylarıyla görebiliyordunuz. Ancak yukarıdaki fotoğrafımızda, maalesef, aynen yatın “az pozlandığı” gibi, gökdelenler de “fazla pozlanmış.” Yani başka bir ifade ile gökdelenlerden gelen ışık “patlamış”.
Peki ne yapmak lazım? Oturduğumuz yerden her yeri çok güzel görebiliyorduk ancak makinamız, dikkat ederseniz, “orta” bir pozlama değeri tutturdu, karşı kıyılar güzel gözüktü, yat az pozlandı, gökdelenler ise fazla pozlandı.
Peki, genel olarak fotoğrafı fazla pozlasak ne olur? Malum, gece vakti, ortam karanlık, normalin biraz daha üzerinde pozlayalım ve genel olarak detaylar artsın değil mi?
Eğer yukarıdaki fotoğrafı, yukarıdaki gibi değil de biraz fazla pozlarsak (+2 EV kadar) o zaman şöyle bir sonuç ortaya çıkar:
Bakın, fazla pozlayınca yukarıdaki gibi bir şey oldu. Yatı, aynı gözümüzle gördüğümüz kadar detaylı görmeye başladık ancak, arka taraflar, özellikle gökdelenler çok fena “patladı”.
Peki gökdelenlerin patlamaması için bir de “az pozlamayı” deneyelim bakalım. Az pozlarsak şöyle bir şey olur:
Gökdelenler patlamasın diye az pozladık ve sonuç yukarıdaki gibi oldu. Evet -2 EV yapınca, artık her yer daha karanlık oldu ama artık gökdelenler daha belirgin, daha detaylı.
Dikkat ettiyseniz, fotoğraf makinamızın bir eksikliğini keşfettik. Ciddi bir nokta bu. Fotoğraf makinamız, gözümüzle kıyaslandığında çok fena çuvalladı. Siz boğazın o noktasında otururken, herhangi bir ayar falan yapmadan, her yeri istediğiniz gibi görüyordunuz. Oysa fotoğraf çekmeye çalışırken, yatın detaylı çıkmasını istediğimiz vakit ayarlarımızı ona göre yaptık, genel olarak eşit pozlama kayıplarının olduğu bir fotoğraf çekmek istediğimiz zaman ayarımızı ona göre yaptık ve tabii gökdelenlerin tüm detaylarını alabilmek için de ayarlarımızı ona göre yaptık. Yani gözün bir kerede görebildiği kare için, makinamızla üç ayrı fotoğraf çekmek zorunda kaldık.
Peki, biz albümleri karıştırıp, “o an”a gitmek istediğimiz vakit, önümüze bu üç ayrı fotoğrafı koyup, üçüne birden mi bakacağız? Hayır, bu fotoğrafları bilgisayarımızda birleştireceğiz ve ortaya tek bir görüntü çıkacak. İşte bu görüntü HDR olacak.
Mesela yukarıdaki üç fotoğrafı HDR tekniği ile birleştirdiğimizde ortaya şöyle bir görüntü çıkacak:
Dikkat ederseniz bu fotoğraf daha dengeli. Yani yat daha belirgin, gökdelenler ise daha az patlamış durumda. Yani aslında mantık basit. Bilgisayardaki HDR programımız, üç fotoğrafa bakarak, az pozlanmış yerler için çok pozlanmış fotoğraftaki bilgileri aldı, çok pozlanmış yerler için ise az pozlanmış fotoğraftaki bilgileri kullandı. Diğer yerler için, uygun pozlamadaki değerler kullanıldı. Bu sayede ortaya, dynamic range’i daha yüksek bir fotoğraf çıkmış oldu.
Aslında biraz daha teknik konuşacak olursak, sonuçta üç fotoğrafın birleşiminde ortaya HDR olan fakat monitorümüzde görüntülenemeyecek veya kağıda basılamayacak kadar geniş dinamik parlaklık alanı içeren bir görüntü ortaya çıktı. Zaten adından belli, “High Dynamic Range”. Bu HDR görüntüyü, Tone Mapping işlemine tabi tuttuk ve dinamik alanın çok üstlerinde olan (yani görüntülenemeyecek kadar çok parlak) yerlerin parlaklığını düşürdük, dinamik alanın çok altındaki yerleri ise daha parlak hale getirdik. Bu sayede, tek karede, insan gözünün gördüğünü en çok yansıtan görüntüyü bulmaya çalıştık.
Peki HDR fotoğraflar nerede çok işe yarar? En çok, yukarıdaki basit mantıkla beraber doğal olarak, karanlık ve aydınlık ortamların bir arada olduğu, nereye göre pozlamayı belirleyeceğinize şaşırdığınız ortamlarda işe yarar. Mesela, vapurun içindesiniz, arkadaşınız yanınızda oturuyor, önünde çay var.. Arkadaşınız aynı zamanda pencerenin yanında. Şimdi siz arkadaşınıza baktığınız zaman şöyle bir kare görüyorsunuz: Arkadaş, masa, çay, pencere ve şahane boğaz manzarası, ek olarak gökyüzü. Şimdi bu karede, pozlamanızı arkadaşınıza göre yaparsanız arkadaki boğaz manzarası fazla pozlanacak ve bembeyaz çıkacak. Pozlamayı boğaz manzarasına göre yaparsanız, arkadaşınız, çay ve masa az pozlanacak ve simsiyah, silüet şeklinde çıkacak. Yani belli ki makinamızın dinamik alanı, tüm bu farklı parlaklık derecesindeki görüntüleri “tek atışta” kaydetmeye yetmiyor. İşte bunun için aynen yukarıda anlattığımız gibi üç kare çekeceğiz ve daha sonra bu üç kareyi bilgisayarda birleştirip HDR görüntümüze ulaşacağız. Sonuçta, arkasındaki muhteşem boğaz manzarasıyla, vapurun içinde sıcacık çayını içen bir arkadaş görüntüsü ortaya çıkacak. Fotoğrafı ona hediye ederseniz çok sevinir, hatta “Ya ben çekiyorum ama böyle çıkmıyor?” diyebilir. İşin sırrını saklamayın. Anlatırsınız canım ne var. Bir fotoğrafçı daha kazanırız belki :)
Diğer yandan, karda fotoğraf çekmek yazımda topu buraya atmıştım, şimdi geri göndereyim. Karlı ortamlar, bilindiği üzere, parlaklı dengelerinin alt üst olduğu, makinamızın bırakın HDR için yaptığımız pozlamaları, “normal” çekimde bile fena halde şaşırdığı ortamlardır. Genel olarak, karlı ortamlarda fotoğraf çekerken, karların kirli beyaz çıkmasını istemiyorsak, ortamı fazla pozlarız. Kimi zaman bu fazla pozlama +2 EV civarına kadar gider. Tabii yukarıdaki örneği de işaret ederek söylüyorum; karlı ortamlarda karın parlaklığını, serinliğini ve canlılığını vurgulamak amacıyla verdiğimiz fazladan pozlama; kar üstünde olan diğer detayların, çam ağaçlarının, kar topu oynayan insanların ve tabii ki en önemlisi -eğer açık ise- gökyüzünün de fazla pozlanmasına ve detay kaybetmesine sebep olacaktır. Bu yüzden, karlı ortamların da HDR tekniği ile fotoğraflanması gereklidir. Yani bu ortamlarda da, az-orta-çok şeklinde üç ayrı EV değeri ile poz çekeceğiz, bunları bilgisayarımızda birleştirip HDR görüntüye ulaşacağız. Mesela, örnek bir karlı ortamda HDR fotoğrafı aşağıda. Ama ben çekmedim :) Henüz İstanbul’a kar yağmadı :)
Bu kadar anlattık ama üç tane fotoğraf çekmek kısmını detaylandırmadık. Üç tane fotoğrafı çekerken nasıl durduracağız zamanı? Ben -2 EV ayarını sıfır yapana kadar üç tane iki yüz metrelik gemi geçer boğazdan? Evet işte bunun için “Bracketing” yapıyoruz. Yani makinamıza, “Bak ben üç tane fotoğraf çekeceğim, bunlardan ilki -2, sonraki 0, ondan sonraki ise +2 EV şeklinde pozlanmış olsun” diyoruz. Bu ayardan sonra, üç kere deklanşöre basıyoruz ve üç ayrı pozlama değerinde fotoğrafımız oluyor. Şimdi de muhtemelen “üç basım arasında obje yer değiştirebilir, makinamız elimide oynayabilir, görüntü kayabilir” diyebilirsiniz. 30D için konuşacak olursak, ben bu işi self-timer ile hallediyorum, makinamı hem self-timer’a hem de bracketing’e aldığım zaman, cihaz geri sayıyor ve süre dolduğunda kendi kendine üç tane birden fotoğraf çekiyor. Bu, objenin kımıldaması riskini azaltıyor. Tabii gece fotoğrafları için tripodumuz var, onu belirtmeye gerek yok.
Karlı günler yaklaşıyor, kardaki HDR’lar nasıl olacak, bakalım hem masmavi bir gökyüzünü hem de pırıl pırıl karları aynı kareye tıkıştırabilecek miyiz? :)
Diğer yandan, tone mapping uygularken renklerle ve parlaklıkla fazla oynamamak kaydıyla; HDR tekniği ile, hakikaten bakarken çok keyif alabileceğiniz fotoğraflar ortaya çıkıyor, bu tekniği yaz kış kullanalım ve kullandıralım. :)
Kolay gelsin, iyi çekimler :)
Oğuzhan Eren





kızmayın ama nedense hdr bana çok samimi gelmiyor. Yani bir masal havası katıyor, doğallığı alıyor. Bir de bu olayı abartanlar var ki o zaman tamamen yağlı boya tablolarına benziyor fotoğraflar… ;)
Katılıyorum, bence de HDR -müdahale miktarına göre- bozabiliyor fotoğrafın doğallığını… Doğal gibisi yok :)